Taşıdığımız Hikâyeler, Büyüdükçe Yaklaştığımız Gerçekler

Bazen iyileşmek yeni gerçekler bulmak değil, eski hikâyeleri farklı gözlerle görebilmektir.

Çoğu zaman iyileşmenin, saklı gerçeklerin ortaya çıkmasıyla başladığını düşünürüz. Oysa terapi odasında iyileşme çoğu zaman dramatik keşiflerle gelmez. Daha çok, yıllardır anlattığımız hikâyelere yeni gözlerle bakabilecek duygusal kapasiteye ulaştığımızda başlar.

Aileler yalnızca anıları değil, hikâyeleri de nesilden nesile aktarır. Bu ortak anlatılar, zor deneyimleri anlamlandırmamıza, kaygıyı düzenlememize ve duygusal denge kurmamıza yardımcı olur. Çoğu zaman bunlar yalan değildir. Daha çok, o dönem taşıyabildiğimiz kadar gerçeği içeren eksik hikâyelerdir.

Çocukken yaşadıklarımızı sınırlı duygusal ve bilişsel kapasitemizle anlamlandırırız. Kendimizi daha güvende hissettirecek açıklamalar üretiriz. Aileler de çoğu zaman bunu birlikte yapar. Bazı gerçekler konuşulmadan kalır; ille de bir şey saklamak için değil, bazen duygusal ağırlığı o anda taşımak mümkün olmadığı için.

Psikolojide inkâr çoğu zaman yalnızca kaçınma gibi düşünülür. Oysa bazı durumlarda inkâr koruyucu bir işleve de sahip olabilir. Gerçeğin tamamıyla hemen yüzleşememek, bazen daha büyük bir duygusal kapasite gelişene kadar bizi koruyan geçici bir sığınak olabilir.

Bu yüzden bazı aile hikâyeleri yıllarca, hatta onlarca yıl eksik kalabilir.

İlginç olan şu: iyileşmek her zaman yeni gerçekler öğrenmek değildir. Çoğu zaman gerçekler zaten hep oradadır. Değişen şey, bizim onları taşıma biçimimizdir.

Terapi çoğu zaman insanı yıllardır kendine anlattığı hikâyelere geri götürür: Ailede zayıf olan kimdi? Güçlü olan kimdi? Zor olan kimdi? Kim incitti, kim korunmaya ihtiyaç duydu?

Zamanla bir şey değişir.

Duygusal olgunluk, güven ve farkındalık arttıkça, hikâyedeki eksik parçalar görünür olmaya başlar. Bir zamanlar reddedilme gibi görünen şeyin altında korku olabilir. Mesafe gibi görünen şeyin altında işlenmemiş yas olabilir. Terk edilme gibi hissettiren şey, nesiller arası travma ya da hayatta kalma stratejileriyle şekillenmiş olabilir.

Bu acıyı silmez.

Ama hikâyeye daha fazla karmaşıklık ekler.

Ve iyileşme çoğu zaman tam da bu karmaşıklığın içinde başlar.

Terapi odasında güçlü anlardan biri, kişinin “Benim hikâyem yanlış mıydı?” sorusundan çıkıp “Ben bu hikâyenin hangi parçalarını o zaman görememiştim?” sorusuna geçmesidir.

Çünkü bazen iyileşmek, hikâyeyi tamamen değiştirmek değildir.

Bazen sadece hikâyeyi daha fazla gerçeği, şefkati ve duygusal derinliği taşıyabilecek kadar genişletmektir.

Belki de iyileşmek, çocukluk hikâyemizin yanlış olduğunu öğrenmek değildir.

Belki de iyileşme, onun eksik olduğunu fark ettiğimiz anda başlar.

Bu gönderiyi paylaş