Bebekten Sonra: Senin Ailen, Benim Ailem ve Biz

Bir bebeğin dünyaya gelmesi çoğu zaman bir ilişkinin en mutlu dönemlerinden biri olarak anlatılır. Oysa terapi odasında gördüğümüz gerçeklik her zaman bu kadar romantik olmayabiliyor. Bebekle birlikte yalnızca yeni bir anne ve baba doğmuyor; aynı zamanda iki tarafın aileleri, geçmişten getirilen alışkanlıklar, “bizde böyle yapılır”lar, beklentiler ve bazen de hiç konuşulmamış sınırlar ilişkinin içine daha görünür şekilde girmeye başlıyor.

Özellikle doğumdan sonraki dönemde çiftler arasında yaşanan çatışmaların önemli bir kısmının aslında bebeğin kendisiyle ilgili olmadığını düşünüyorum. Bebeğe kimin nasıl bakacağı, kimin ne kadar yardım edeceği, anneanne ya da babaannenin ne kadar dahil olacağı, kimin evde ne kadar kalacağı, hangi tavsiyenin dinleneceği gibi görünen meselelerin altında çoğu zaman daha başka sorular yatıyor:

“Biz artık kendi ailemizi kurabildik mi?”

“Eşim benim yanımda mı?”

“Benim ailem ile senin ailen arasındaki sınırı kim belirliyor?”

“Bir karar verirken önce birbirimizi mi, yoksa kendi ailelerimizi mi dinliyoruz?”

İlginç olan ise bunun yalnızca belirli bir kültüre ait olmaması.

Farklı kültürlerden gelen çiftlerle çalışırken bunu tekrar tekrar görebiliyoruz. Brezilyalı bir kadın ve İngiliz eşi, Türk bir kişi ve Uzak Doğulu eşi ya da her ikisi de Türk olan bir çift… Kültürleri, aile yapıları, yetiştirilme biçimleri birbirinden oldukça farklı olsa bile doğumdan sonra ortaya çıkan bazı çatışmalar şaşırtıcı derecede birbirine benzeyebiliyor.

Elbette kültür önemli. Bazı kültürlerde geniş ailenin bebeğin bakımına dahil olması sevginin, desteğin ve aile olmanın doğal bir parçası olarak görülürken; başka bir kültürde aynı davranış çiftin özel alanına müdahale gibi algılanabiliyor. Bir taraf “Annem sadece yardım etmeye çalışıyor” derken, diğer taraf “Ama ben kendi evimde söz hakkımı kaybediyorum” diye hissedebiliyor.

Ve çoğu zaman problem kimin haklı olduğundan çok, bu iki farklı deneyimin çiftin arasında nasıl konuşulduğuyla ilgili oluyor.

Doğum sonrası dönem zaten başlı başına büyük bir değişim. Uykusuzluk, yorgunluk, yeni sorumluluklar, değişen beden, değişen roller, cinsellikte ve yakınlıkta yaşanan değişimler… Daha önce ilişkinin içinde kolaylıkla tolere edilen küçük farklılıklar bu dönemde çok daha büyük hissedilebiliyor.

Tam da bu noktada eşlerden birinin ailesinin yoğun şekilde devreye girmesi bazen var olan kırılganlıkları daha görünür hale getiriyor.

Örneğin tartışma görünürde “annenin bebeği nasıl tuttuğu” ile ilgili olabilir. Ama altta yatan duygu bazen “Beni korumadın”, “Benim fikrimi önemsemedin” ya da “Bu evde kendimi ikinci planda hissediyorum” olabilir.

Bu nedenle çiftlerle çalışırken yalnızca “Aileler ne kadar dahil olmalı?” sorusuna bakmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Daha önemli olan, çiftin kendi sınırlarını birlikte oluşturabilmesi.

Çünkü sağlıklı bir sınır aileleri hayatın dışında bırakmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, ailelerin verebileceği çok değerli destekleri korurken yeni oluşan çekirdek ailenin kendi kararlarını verebileceği bir alan yaratmak anlamına geliyor.

Bazen eşlerden biri kendi ailesine sınır koymakta zorlanabiliyor. Bunun arkasında suçluluk, sadakat duygusu, kültürel beklentiler ya da “annemi kırmak istemiyorum” düşüncesi olabiliyor. Diğer eş ise bunu “beni seçmiyor” şeklinde yaşayabiliyor.

İşte burada küçük görünen bir aile meselesi, çiftin arasında çok daha büyük bir duygusal meseleye dönüşebiliyor.

Belki de doğumdan sonra çiftlerin kendilerine sormaları gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Biz artık üç kişilik —ya da daha büyük— yeni bir aile olduk. Peki bu yeni ailenin sınırlarını birlikte nasıl oluşturacağız?”

Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Brezilyalı, İngiliz, Türk, Uzak Doğulu ya da başka bir kültürden olmak cevabı değiştirebilir. Ama ihtiyaç çoğu zaman aynı kalıyor: eş tarafından görülmek, duyulmak, desteklenmek ve “biz” duygusunu kaybetmeden ebeveyn olabilmek.

Çünkü bebeğin ihtiyaçları çok önemli. Ama bebeğin büyüdüğü ilişkinin güvenliğini korumak da en az onun kadar önemli.

Bu gönderiyi paylaş